I am gonna read some glassss ...
I only got 20 sections in this slide tray ...
2 Temmuz 2014 Çarşamba
25 Haziran 2014 Çarşamba
16 Haziran 2014 Pazartesi
mesleki datmin
Mesleki tatmin yaşamak istiyor muyum?
Bu soruyu bir yerden hatırlıyorum sanki ... Çok tanıdık bir tınısı
var. Yanlış hatırlamıyorsam beynimde ilk
çınlamalarını intörn iken yapmıştı. İlk o zaman, mesleki tatmin yaşamak istiyor muyum
istemiyor muyum diye kendime sormuştum. Benim öncelikli meselem bu mudur yoksa değil
midir sorunsalı? Bu sorunsal bağlamında peşisıra mesleki tatmin nedir sorusu da
sorulabilir lakin ilk sorunun verdiği heyecan sırasında bunu derinlemesine düşünmek
pek mümkün olmuyor. Zira tekrar tekrar düşündükçe akla düşme olasılığı istatistiki olarak anlam
kazanarak gündeminize beklemediğiniz bir anda pat diye girebiliyor.
Beynimdeki ilk
çınlamalar sırasındaki algım (o zamanın koşullarında) mesleki bir tatmin yaşamanın klinik bir
branşta yaşanabileceği üzerine kuruluydu. Herşeye karşın aranan mesleki tatmininin Patolojide de bulunabileceği,
karşılanmasa dahi bu tatmine ihtiyaç
duymadan da yaşamanın mümkün olabileceğiydi.
Günümüzde de malum eski, üzerinden geçilmiş soruları tekrar gündeme getirip tartışmak moda. Ben de geçmişte kendime sorduğum sorularımı yeni gözlüklerimle ve
deneyimlerimle kendime tekrar sordum.
Asıl soru mesleki tatmin nedir?
Meslek hayatında 3 koca yılımı devirdikten sonra (biliyorum
bu yazılanlara farklı organları ile gülenler olacaktır ama elimi doldura
doldura beylik laflar yazasım var) neredeyim,
ne istiyorum ve neler olup bitiyor gibi beşbenzemez sorular uzmanlık sınavının da yaklaşmasıyle
beraber kendini belli ediyor. Bu aralar bu sorular içerisinde
beni en rahatsız edeni ise mesleki tatmin ile ilgili olanlar oluyor. Mesleki
tatmin nedir ne menem birşeydir tam
olarak tarifleyebilmek imkansız. Biraz
soyut bir kavram ve içine neyi yakıştırıyorsanız onu koymak mümkün lakin bana
öyle geliyor ki sözün özünde yatan ise insanın yaptığı işin bir anlamının ve yansımasının
olması.
Patolojinin kaderinde mi var, yoksa bu kaderi
şekilendirmekte biz mi biçilmiş kaftanız bilemiyorum fakat sanırım Patolojide
mesleki tatmini yaşayabilmek en azından asistanlık eğitimi sırasında imkansız. Mevcut iş yükü, sebepsiz ve gereksiz koşturmacalar, saçma bürokratik
işlemler ve sayılası yüzbin milyon baloncuk gazoz tadındaki sıkıntılı durumlar insanın
yaptığı işi hissetmesini ve bu işten keyif almasını engelliyor. Zira keyif almaya fırsat verilmeyen ortamdan da bir anlamlılık ya da kişisel
anlamda pozitif bir hissiyat çıkamıyor. Hoş, bu olumsuz durumlar ortadan
kalktığında dahi Patolojide pozitif bir hissiyat yaşayabilmek, işe yarıyorum ben
diyebilmek mümkün mü konusu da oldukça tartışmalı. (Hastaya dokunmadan
duramama fenomeni)
Kafamda deli sorular !!!!
Kimi zaman sosyal hayatta kimilerini kendini tatmin etmekle, ukalalık yapmakla suçlarız ya acaba yanılıyor muyuz? Ben
de ukalalık yapmak isteyen, tatmin arayışında olan eleştirdiğim o insanlardan biri
miyim acaba ? Düşünmeden çalışan bir kasiyer otomatizasyonunda ya da Charlie Chaplinin sessiz filmlerindeki gibi
fabrikada tek tip iş yapan insanlar gibi olmak ve mutlu mesut yaşamak varken niye kafamı tatmin olma konusuna takıyorum.
“ Masturbasyon yapma lan” beylik laflarını zaman zaman atan ben acaba
eleştirdiğim insanların en azından samimiyeti kadar bile davranamıyorum da bunu
kendimden mi saklıyorum.
Bu takıntı, bu tatmin arzusu niye?
Cevap veriyorum hazır olun ....
Cevabım kolay ve hazır ...
Bilmiyorummmm ... ( Tavsiye ediyorum her yerde işe yarar,
yeter ki bilmiyorum demeyi bilin!!! )
İnsanın bildikleri bilmediklerine biraz yol gösterirmiş.
Benim bildiğim ise insanlar hak ettikleri koşullarda, hak ettkleri şartlarda
varlıklarını hissederek çalışmalı, işlerini severek yapabilmeli ve belki de en
önemlisi yaptıkları işlere zekalarını da katarak anlamlandırabilmelidirler.
Yoksa gerisi zamazingo ...
7 Nisan 2014 Pazartesi
patoloji ve mesleğin hastalığı
Her ne
kadar ileri yaşta olmasak da, geçen zamanla birlikte vücudumuzda yavaş yavaş kimi anlamlı, kimi anlamsız şikayetlerimiz başladı. Kimilerimiz bu konularda oldukça tedirgin
olup nerede ise ayağı taşa takılsa hemen doktora gidip kan tahlili yaptırma
(endokrin hormon paneli de dahil) eğiliminde oluyor. Kimilerimiz ise doktor
olmanın verdiği rehavetten midir bilinmez ama tam tersi bir umursamazlık içinde.
Şikayetleri olsa dahi doktor gitmeyi istemez,
ilaç kullanmaktan kaçınır, hatta ve hatta nerede ise doktorun kapısının önünden bile geçmek istemez. Bu konuda kendimi
bir gruba dahil etmem gerekecek olursa kolaylıkla ikinci grubun prototipik bir
insanı olduğumu söyleyebilirim.
Buna dair de anlatılası kısa bir hikayem var.
Malumunuz bu kışın popüler, hit olmuş gribi H3N2 ortalığı yaktı kavurdu ve ben de kendisi ile tanışma fırsatı buldum. Hasta
olduğum dönemde öyle yoğun sırt ağrılarım oldu ki zaman zaman akşam yatağa
yatmakta, uzanmakta zorlandım. Hastalığın geçtiğini düşündüğüm dönemlerde de
zaman zaman boyun ağrılarım kendini
hissettirdi. Bu dönemde içinde bulunduğum grubun karakteristik özelliklerden olsa gerek tabi ki de doktora gitmedim. Geçen zamanla birlikte şikayetlerim
çok umursanmaz düzeyde kalmış olmakla birlikte tam olarak bir türlü geçmedi.
Fakat yakın zamanda okuduğum bir makale bu sorunsalıma tekrar parmak bastı.
Buyrun makaleden cımbızlamalara ...
Kronikleşen boyun, sırt,
bel ağrıları...
Makalede
patologlar ya da mikroskop ile çalışanlar için meslek hastalığı niteliğinde
olan kas iskelet bozukluğundan bahsedilmekte. Bu bozukluk ise yanlış pozisyonda
uzun süreli oturmaya bağlı olarak gelişmekte. Bunun sonucunda da kas iskelet
sisteminde mikroiskemiler, gerilmeler
ortaya çıkmakta ve kişide kronikleşen boyun, sırt ve bel ağrıları görülmekte.
Risk faktörleri ...
Ara vermeden, uzun süreli mikroskop
kullanımının bu ağrıların oluşmasında en önemli risk faktörü olduğu
belirtilmekte. Okülere öne eğilerek bakmak veya mikroskopun bulunduğu seviyenin sandalye ve
masa ile uygun şekilde ayarlanmamış
olması da önemli nedenler arasında. Ayrıca günlük pratik içerisinde mikroskopi
salonlarında yaygın olarak hala kullanılmakta olan ergonomik olmayan
sabit
açılı eğimli mikroskop kullanımı önemli risk faktörlerinden. 
Çözüm ...
Ağrıların oluşmasını engelleyebilmek için
nötral oturuş pozisyonunun sağlanabilmesi (kastedilen eğilip bükülmeden
oturmak) en önemli çözüm. Bunun yanısıra uzun süreli mikroskopi kullanımına 5
dakikalık molaların verilmesi, klasik sabit açılı eğimli mikroskoplar yerine
periskop tarzında, başın yere paralel şekilde karşıya bakabilmesine olanak
veren mikroskopların kullanılması öneriler arasında bulunmakta. Son olarak ise
her ne kadar mikroskopi salonlarında ya da hastanede uygulaması pek
kolay gözükmese de kas egzersizlerinin yapılabileceği
de belirtilmekte ...
Ez cümle ...
Makalede
paylaşılan önerilerin tamamını uygulayabilmek kolay gözükmemekle birlikte bu
konuda farkındalığa sahip olmak sanırım özellikle
de genç patologlar için kritik bir öneme sahip ...
* Makale : Microscope Use and Musculoskeletal Disorders Am J Clin Pathol 2010;133:543-548
** Egzersiz Önerileri : http://ergonomics.ucla.edu/stretches/exercises/91-posture-strengthening-exercises.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
